Ahkâm Tefsiri (Sabuni) Ders Notları
Ahkâm Tefsiri (Sabuni) Ders Notları
Ahkâm Ayetleri: Kur’an’da hüküm ifade eden ayetler Ahkâm ayetleridir.
Ahkâm: Hükmün çoğuludur.
Ahkâm Tefsiri: Kur’an’daki hükümlerin tefsirlerini ihtiva eden kitaplardır.
Rivayet, Dirayet, Tasavvuf tefsirleri olduğu gibi, sadece hükümleri içeren tefsirler vardır. Bunlar da ahkâm tefsiri oluyorlar.
Kur’an’daki Ahkâm ayetleri sayısı üzerinde ihtilaf vardır. 200 diyen de 500 diyen de olmuştur. Çünkü birinin göremediği hükmü diğeri görmektedir.
Sabuni, tefsirinde ahkâm ile beraber öğüt kısmını da ele almıştır. Açıklanması gereken kelimeleri öncelikle açıklamıştır.
Bu kitapta olmayıp da başka kitaplarda olan ahkâm ayetleri de mevcuttur. Bu nedenle bir ahkâm kitabında görmediğiniz bir ayet ahkâm ayeti değildir diyemeyiz.
Sihir
Ayet
Bakara 101. Allah tarafından onlara, yanlarında olan (Kitab’ın aslın)ı tasdik eden bir resûl gelince, o kitap verilenlerden bir kısmı, Allah’ın kitabını sanki bilmiyormuş gibi sırt çevirmişlerdir.
102. (Yahudiler, kitaplarından yüz çevirip sihirle meşgul oldukları için,) Süleyman’ın hükümranlığı hakkında şeytan(ların ve şeytan ruhlu insan)ların: “Bunu sihirle elde etti.” şeklindeki (uydurma) sözlerine uydular. Halbuki Süleyman (bir peygamber olarak mucize gösterdi; onların iddia ettiği gibi, sihir yaparak) küfretmedi/nankör olmadı. Fakat o şeytanlar, insanlara Babil’deki Hârût ve Mârût isimli iki meleğe indirilen (ilhamla bildirilen) şeyi[43] (yani) sihri (büyüyü) öğreterek kâfir oldular. Halbuki onlar, (o iki melek, mucize ile sihrin farkını bildiriyor ve): “Biz ancak bir imtihan için (gönderilmiş)izdir; sakın (sihir yapıp da) kâfir olma!” demedikçe hiç kimseye (bir şey) öğretmiyorlardı. Buna rağmen (yahudiler) kadınla kocasının arasını ayıran şeyleri bunlardan öğreniyorlardı. Ama onlar, Allah’ın izni olmaksızın onunla hiçbir kimseye zarar verecek değillerdi. Yine de onlar, (o yahudiler) kendilerine fayda sağlayacak olanı değil, zarar verici şeyleri öğreniyorlardı. Andolsun ki onu satın alan (ve satan) için, âhirette (cennetten) bir nasip olmadığını biliyorlardı. (Onların sihir yapmayı benimsemekle) kendilerini sattıkları şey ne kötü! Keşke bilselerdi.
(Eski kavimlerin çoğu sihre çok inandıklarından Hz. Süleyman’a verilen mucizeler için “sihir yapıyor” diyorlardı. Âyet-i kerîmede iki husus göze çarpmaktadır: 1. Şeytanlara uyanların Hz. Süleyman’a sihir isnad etmeleri. 2. İmtihan için gönderilen Hârût ve Mârût’un insanlara bir şey öğretirken, “Sihir yaparak kâfir olma.” diye uyarmaları. Bir şeyin kötü ve zararlı yönlerini söyleyerek onun hakkında bilgi vermenin bir mahzuru olmayıp onun zararını önlemede etkilidir. Cumhûrun ve müfessirlerin görüşü budur. Nitekim Bîrûnî (972-1080), “Kötülüğü bilmeyen, ondan sakınamaz; iyiliği bilmeyen de ona ulaşamaz.” demiştir. Şarabın hem yapılışını öğretmek hem de haram olduğunu söylemek gibi.)
İnsan bir şeye mutlaka ittiba eder(tabi olur). Hakka uymayanlar batıla uyarlar. Şeytanlar Süleyman peygamberin gösterdiği mucizeleri sihir gibi gösterip sihirbaz olduğu iftirasını attılar ve şeytanlaşmış insanlar da bunlara inandılar. Allah teala böylelikle Süleyman peygamberi savunmuştur.
Kur’an’da Süleyman A.S. peygamber olarak zikredilince Yahudiler, Muhammed bir sihirbazın peygamber olduğunu iddia ediyor demişlerdi. Bu ayetler de bunlar üzerine gelmiştir.
Süleyman kâfir olmadı denmişti, yani sihirle uğraşan kâfir olur.
İzahı:
Burada geçen şeytanlar öncelikle cin şeytanlarıdır ayrıca insan olanlar da vardır.
Ebuzer-i Gıffari sormuştur ya rasullah insanlardan da şeytan var mıdır? Peygamberimiz evet demişlerdir.
Cinlerin kâfir olanlarına şeytan deniliyor. Süleyman peygamberin ismi Arapça değil İbranicedir.
İmam Kurtubî’ye göre sihir aslında hile ile birşeyi örtmektir. Bu tanıma göre ilüzyon oluyor. Yani sihrin aslı yoktur, gerçek değildir, çöldeki görüntü gibidir demektedir.
Arusîye göre sihir bir ilimdir ve olağanüstü şeyler yapılabilir ve mesela bir takım güçler harekete geçirilerek uzaktan uzağa etkileyebilir.
Bu meseledeki en temel iki görüş bunlardır, diğer görüşler de bunlara yakındır.
Bugünün dünyasında bilim ile birçok güç ve mahlûkun farkına vardık, mesela manyetik alan, kumandalar vs. gibi. Yani görünmeyen varlık veya enerjiler ile ilgili bazı hakikatler olabiliyor.
Örneğin bioenerji de bunun gibidir. Ya da duyguların şekline göre vücuttan çıkan enerjiler gibi. Mesela hasette ettiği zaman haset edenden... ayeti gibi veyahut nazar gibi.
Peygamberimize bir çocuğa nazar değdiğini söylemişler, peygamberimiz düşündüğünüz birisi var mı demiş evet demişler. O zaman o kişiye söyleyin bir leğene abdest alsın sonra o suyla o çocuğu yıkayın demiştir.
Melekler bu bir fitnedir diyerek uyarırlar. Fitne Arapçada topraktaki cevherin değersizden ayrılması işlemidir. Bizde ise zayıfların, hastalıklıların sağlamlardan ayrılmasına sebep olan olaylardır. Allah (c.c.) bu melekleri imtihan olarak göndermiştir ve onlar öğrenme ve kâfir olma demişlerdir.
Bir çok âlimler sihirbazlar için kâfirdir derler. 7 büyük günahtan birisi olduğu kesindir.
Peygamberimiz çok güzel konuşan bir adam için de bu yeteneğine mecazen sihir demiştir, ama bu bizim “büyüleyici bir konuşmaydı” deyimi ile mecaz manada kullanımdır.
Süleyman A.S. den sonra şeytanlar insanlara vesvese vererek geleceği bildiklerini insanlara vesvese veriyorlardı, meleklerin konuşmalarını dinleyip o bilgilere yalanlar da katıp kâhinlere söylerlerdi, kâhinler de insanlara söylerlerdi böylelikle insanlar o kâhinlerin ğaybı bildiğine inanarak kâfir olurlardı.
Allah teala babil’e Harût ve Marût isimli iki melek gönderdi ve onlar önce uyarıp sonra öğretiler.
Allah Melekleri şu sebeplerle gönderdi:
- İnsanlar, insanların geleceği bilebileceğini düşününce Allah insanlara bu melekleri gönderiyor ki o insanlar aslında bu işin bir ilim olduğunu ve o kahinlerin aslında geleceğini bilemeyeceklerini anlasınlar diye
- Sihir ile Mucize arasındaki farkı insanlar anlayabilsinler diye. Bunlardan bazıları
· Sihir kötü insanların Mucize peygamberlerin, peygamberliğini ortaya koyarak, hilesiz ve araçsız olarak yapması ile oluyor. Oysaki sihirbazlar, insanlardan kan, kıl vs. şeyler alıp büyü yapıyorlar. Mesela insanlara darlık verip karı kocanın arasını açmak İnsanları etkilemek gibi.
· Müziceler olağanüstü ve faydalı şeyler iken, sihirler alelade ve zararlı şeylerdir. Örneğin sihirbazların göz boyamalarına karşılık, Hz. Musa’nın asasını dönüşmesi gibi.
- Meleklerin imtihan ve fitne olarak gönderilmesidir. Bazıları sihirin vereceği zararları bertaraf etmek için sihrin öğrenilebileceği görüşünü belirtmişlerdir.
Sahih Hadiste: Peygamberimiz sıkıntı yaşıyordu, hayal gibi şeyler görüyordu. Sonra peygamberimiz bir rüya gördü ve rüyada iki melek konuşuyordu biri diğerine diyordu ki Muhammed’e sihir yapıldı ve filanca kuyuya atıldı. Peygamberimiz sahabeler e kuyuyu söyler ve gidip bakarlar bir rivayet göre 11 düğüm atılmış bir ip diğer rivayet göre ise 11 iğne batırılıp bir insan şekli var idi kuyunun dibinde. Felak ve Nas sureleri (Toplam 11 ayet)nin bu olay üzerine indiği rivayet edilir. Peygamberimiz bu sureleri okuyarak bu düğüm ve iğneleri birer birer çözmüş/çıkarmıştır.
Yahudiler arasında sihir çok yayılmıştır. Yahudiler her dönemde başbelası olmuşlardır.
Ayette Sihir cinle beraber anılıyor. Demek ki bu işlerde cinlerin de parmağı olabiliyor. Mesela cinlerin kâhinlere birtakım şeyler fısıldıyorlardı. Peygamberimiz peygamber olarak gönderildiği zaman artık cinler göktaşlarıyla kovuldular ve cinler sebebini araştırınca mekke’de peygamberlik verildiğini gördüler. Peygamberimizn Kur’an okuduğu gördüler ve anladılar ki yeni bir kitap gönderilmiş.
Ahkâf 30. Dediler ki: “Ey kavmimiz! Doğrusu biz, Musa’dan sonra indirilen, kendisinden önceki (ilâhî kitap)ları(n asıllarını) tasdik eden, hakka ve dosdoğru yola çağıran bir kitap dinledik.”
Sihirbazlar nasıl yapacağını şeytanlardan da öğrenir, ve şeytanlar da o kişiyi kâfir yapmadan öğretmezler, mesela derler ki Kur’an’ı lağıma at, üzerine otur, idrar gibi necis birşeyle Kur’an yaz. Böylelikle o kişi kâfir olur. Şeytan da istediğine erişir.
Rivayete göre Hz. Süleyman cinlerin bütün bu bilgileri topladığı kitabı onlardan aldı ve tahtının altına sakladı. Hz. Süleyman’ın vefatından sonra şeytan insanlara o kitabın yerini bildirdi. Böylece insanlar hem Süleyman a.s. ın engellemek istediği sihirleri öğrenmiş oldular hem de Süleyman peygambere iftira atıp onun peygamber değil sihirbaz olduğunu söylediler.
Süleyman Kâfir olmadı tabiri: Sihir yapan kâfir olur mu? Ekseriyeti evet kâfir olur demişlerdir, bazı âlimler ise sihrin helal olduğuna inanmadan yaparsa ameldir kâfir olmaz ama, helal olduğuna inanırsa kâfir olur demişlerdir. Velhasıl bu ifade bu işin çirkin olduğunu ve küfre kadar götürdüğünü kasteder.
Sihrin tesiri var mıdır, somut mudur?
Ehl-i sünnetin çoğuna göre vardır, azınlık ve mutezileye göre yoktur.
Sihir ayrı bir ilimdir. Bir de cinlerin musallat olmasıyla tesirler vardır, bunlar sihir değildir.
Örneğin Hamile kadınlar, dar bir yerde uyuyanlar, psikolojisi bozuk olanlar, haramla çok uğraşanlar cinlerin tesiri altına kalmaya daha yatkındırlar. Ayrıca cinlerin musallat olmasını gerektirecek davranışlar yapanlar da böyledir.
Örneğin bir rivayette peygamberimiz, küle bevletmeyiniz, sıcak su dökmeyiniz cinlerin mekanıdır onları rahatsız edebilirsiniz demiştir.
Gene çirkin günahlar buna kapı açabiliyor. Kardeşiyle zina eden kişi gibi.
Musallattan kurtulmanın yolu Kur’an okumaktır. Sesli Kur’an okundukça (özellikler belli ayetler) o kişi kendinden geçer bayılır, cin kendini ifşa edip konuşabiliyor. Bazen bir cin insanın içine sığınıp çıkmayabiliyor da. O zaman o cine çıkış yolu gösterilir.
Bir kabahat işlememiz de şart değil, cin sırf düşmanlığından kininden gidip birine bela olabiliyor da.
Özellikle (Müslüman kâfir fark etmez) zayıf karakterli, korkak insanlar bu tesirlere müsaittirler.
Sihrin tesiri olmadığını savunan görüşün delilleri:
Araf suresinde Musa A.S.’ın sihirbazlarla karşılaşması olayında sihirbazların cıva kullanarak bir takım ilüzyonlar yapmasını göstererek bunun aslında sihir olmadığını, dolayısıyla etki eden bir sihrin olmadığını söylerler.
Taha Suresinde: Musa onlara atın dedi ve bir baktı ki ipler ve değnekler koşar gibi göründü denmiştir. Demek ki orada olmamış görünmüş dediğine göre göz boyamadan başka bir şey değildir demişleridr.
Halbuki oradaki olay böyle olsa bile bu büyünün tesirli olmadığının kanıtı olamaz. Orada yaşananların büyü olmadığının kanıtı olabilir.
Taha suresinde: Büyücü felah bulamaz. O zaman bunların yaptığının bir değeri yok, sihrin de aslı yok diyorlar.
Özetle 1. Gözle görülen, 2. Hayal 3. Sihirbazın felah bulmayacağının gerçek olmadığına işaret olduğun söylüyorlar.
Akli delilleri ise sihir olursa mucize ile karışır ve Allah böyle bir şey istemez öyle ise sihir yoktur diyorlar.
Hâlbuki: ayette o sihirbazların insanları etkilediğini, Harut ile Marut’un karı ve kovanın arasının açılmasına sebep olan büyülerin olduğunu söyler, gene ayette Allah’ın izni olmadıkça etki etmediğini söylüyor. Demek ki bir etkisi var ve Allah dilediğini muhafaza ediyor. Biraz geride bu ikisi arasındaki bariz farkları belirtmiştik.
Felak Suresinde: Düğümlere üfleyenlerin şerrinden bahsetmektedir. Başka anlamlara da gelse de sihir anlamına da gelmektedir.
Sihri Öğrenmek ve Öretmek Mübah mıdır?
İmam Razi’ye göre melekler öğrettiğine göre caizdir. Cumhur/Ekseriyete göre öğrenmek de öğretmek de haramdır çünkü Kur’an sihri kötülüyor. İmam Razi diyor ki sihri bilmenin kötü bir şey olmadığında âlimler ittifak etmişlerdir, eğer sihri bilmezsek mucizeyle arasındaki farkı da bilemeyiz. Hâlbuki sihri öğrenmeden de mucize ile arasındaki farkı anlayabiliyoruz.
Bazıları “kadı”nın sihirden cinayet gibi şeylere hüküm verebilmesi için sihir bilmesi gerekir demiştir. Hâlbuki sihir ile ilgili hükümler geçmiş dönemde verilmiştir ve hiçbiri de sihir bilmiyordu. Bilirkişilere sorulur, hüküm verilir.
Sihirbaz öldürülür mü?
Bazı âlimlere göre öldürülür çünkü sihirbaz zarar vermekte ve insanların itikadını bozmaktadır. Peygamberimizin falcıya gidip de buna inanan kâfir olur rivayetini delil olarak getirirler. Sihirbaz (sihire) harama helal dese kâfir olur demese günahkâr olur.
Kâfir olduğu için mi yoksa icraatından dolayı mı öldürülür?
- İmam Azama göre kesin olarak biliniyorsa tevbe et dahi et dahi denmez, öldürülür. Müslüman bir köle ya da zımmi olsa dahi bu böyledir.
- İbn-i Sücca ise: Mürtedler gibi tevbe ederse bırakılır tevbe etmezse öldürülür, birisine zarar vermiş se zaten kıssasen öldürlür çünkü birini öldürmüştür.
- İmam Malik’e göre: Müslümansa tevbeye davet edilmeksizin öldürülür, ehl-i kitaptan ise ve zarar vermemiş ise öldürülmez zarar vermiş ise öldürülür.
- İmam Şafi: Sadece sihirbaz olduğu için küfrüne hüküm verilemez, ama benim sihrim adam öldürür derse, ya da öldürmüşse ve ıspatlanmış ise kısas yapılır. Yani kıssasen öldürür.
- İmam Ahmed’e göre: Bu kişi her halukarda kâfirdir, adam öldürsün öldürmesin farketmez. Tevbesi kabul görür mü? Kendisinde İki farklı rivayet gelmiştir. Ehl-i Kitaptan ise öldürülmez, zarar vermiş ise öldürülür.
Sihir konusu ve 1. (1-1,1-2) ders sonu
2-1
Hakikatleri Gizleme / İlmi Saklama (6. Ders)
Ayet
Bakara 159. Şüphesiz, indirdiğimiz delilleri (emirleri) ve doğru yolu gösteren (âyetler)i insanlara Kitab’da açıkça bildirdikten sonra (hakikati) gizleyenler (ve onları yürürlükten kaldırmaya çalışanlar) var ya; işte onlara hem Allah lanet eder, hem de (bütün) lanet ede(bile)nler lanet eder. [krş. 2/174]
(Çünkü İslâm’ın hakikatlerini gizleyenler; küfrün, batılın gündeme gelmesine ve hâkim olmasına sebep olmuş olurlar.)
160. Ancak tevbe ed(ip dön)enler, (hallerini) düzeltenler ve (Allah’ın indirdiği gerçekleri eğip bükmeden dosdoğru) açıklayanlar başka(dır). İşte, ben onların tevbesini kabul ederim. Zira ben, tevbeleri kabul buyuran, çok merhamet edenim.
161. Şüphesiz ki (âyetlerimize ve hükümlerimize karşı çıkarak) küfre sapıp da kâfir olarak ölenler (var ya), işte Allah’ın, meleklerin ve bütün insanların laneti onların üstünedir.
162. (Onlar) bu lânette temelli kalacaklardır. Artık onların azapları hafifletilmez, yüzlerine de bakılmaz.
163. Sizin İlâhınız bir İlâh (Allah’)tır. O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur. O Rahmân’dır (dünyada bütün yaratıklara merhamet edendir), Rahîm’dir (âhirette yalnız mü’minlere rahmet edendir).
İzahı
Peygamberimizin sıfatları tevratta bildirildiği halde
En’am 20. Kendilerine kitap verdiklerimiz, o (Muhammed’in hak ve son peygamber olduğu)nu, kendi öz çocuklarını tanıdıkları gibi tanırlar. (Fakat haktan saparak) kendilerini hüsrana/ziyana uğratanlar var ya, işte onlar iman etmezler.
Ketm Kelimesi: Ayette geçen Ketm kelimesi saklamak veya birşeyin yerine başka birşeyi koymak anlamına gelir. İnsanlar o kimselere bir şey sorduğunda onlar bir şey söylemek zorunda oldukları için hakikat yerine başka şeyler söylemek zorunda kalıyorlar.
Mesela La İlahe İllallah sözündeki ilah kelimesinin gerçek anlamını açıklama yerine başka bir şey kullanmak gibi. İlahın anlamı olarak Allah, yaratıcı gibi kelimeleri kullanır.
Beyyinat Kelimesi: Ayetteki beyyinat kelimesi, beyyinattan indirdiklerimizi saklayanlar, yani iki kitapta peygamber ile ilgili olanları saklayanlar. İlk anlamı budur. Ayrıca beyyin; açık, ortaya konulan anlamlarına gelmektedir. Açıkça ortaya konmuş olanın üstünün örtülmesini kastetmektedir. Beyyinat; akli ve hissi engelleri ortadan kaldırmaktadır. Bu nedenle ayetlere beyyinat denmiştir.
O zaman bu ayetleri anlatacak olanlar da gerçekleri açığa çkarmalıdırlar, aksi durumda onlar da keth etmiş olurlar.
Lanet Edebilenler:
İbn-i Abbas’tan rivayet olan Bir görüşte insan ve cin dışındaki canlı ve cansız tüm varlıklar lanet eder.
Fakat 161. Ayette melekler ve insanlar da lanet eder diyor.
Kitap ehli ayetleri neden sakladı:
· Peygamberimiz İshak’ın değil İsmail’in soyundan geliyordu. Onlar ise son peygamberin de İsrail oğullarından geleceğini düşünüyorlardı. Tabii hakikatte bu bahanedir, çünkü kendilerinden gelen peygamberleri de kabul etmemişlerdi. Kur’an-ı Kerim onları “işittik ve isyan ettik” ile tanımlamıştır. Demek ki her şeye itiraz edenin ahlakı Yahudi ahlakıdır.
Oysaki Tevrat ve İncil’de onların elinden alınacağını ve küçük gördüğü bir milletten çıkaracağını söylüyor.
Yuhanna incilinde dünyanın önderi geliyor der.
Tevrat’ta Tekvin Kitabında: Son peygamberin param (hicaz) dağından parlayacağını ve Musa gibi kitap verilen bir peygamber olacağını demiştir.
İşaya Kitabında “O son peygambere meleğin geleceğini, oku diyeceğini ve ben okuma bilmem diyeceğini” yazmıştır. Tarihte peygamberimizden başka bu olayın başından geçtiği yoktur.
· Aslında gerçek sebepleri öncede de olduğu gibi hüküm altına girmek istemediklerinden dolayı inkâr ediyorlardı. Kendi saltanatları yıkılır korkusuydu. Mesela zina eden iki Yahudi için peygamberimize geldiler. Peygamberimiz dedi ki zina edenlerin hükmü sizin kitabınızda nedir. Açtılar ve zina ayetine gelince elle üstünü kapattılar. Peygamberimiz açın dedi ve açtılar altından recm çıktı ve recmedildiler. Muhsan (Evlenmiş ve cima etmiş) olup zina etmiş olanlara recm uygulanması hususunda bütün mezhepler ittifak etmişlerdir.
Usul âlimlerinin belirtiği kaide şudur. Bir ayetin bir olay üzerine inmesi o olaya hususi olduğu anlamına gelmez. Genel hüküm de içerebilir. Bu durumda peygamberimizi inkâr edenlere inmiş olsa da Kur’an-ı Kerim’den ayetleri gizleyip hakikatleri saklayanlar da bu kategoridedirler.
Bir Hristiyan kafilesi peygamberimizle görüştüler. Allah resulü onlara sorular sordu. Siz İsa için ilahtır dediniz, oysaki İsa doğmuştur, rızık yemiştir ve ölümlüdür öyle değil mi dedi, oysaki İlah doğmaz, yemez, uyumaz, ölmez öyle değil mi. Onlar da evet dediler. Ama senin kitabında İsa Allah’ın kelimesi değil midir dediler. Peygamberimiz evet dedi. Onlar da bu bize yeter deyip çekip gittiler. (Hâlbuki orada Hz. İsa’nın zina çocuğu olduğunu iddia edenlere cevaben, Allah’ın takdiri ile anlamında kullanılmıştır)
Hakikati Gizlemenin Kapsamı:
Peygamberimiz hakikati gizleyenler için kıyamet günü ağızlarına ateşten gem vurulur buyurmuştur.
Kolay meseleleri anlatıp da insanlar zor gelecek meseleleleri anlatmayanlar, akıllarınca bir siyaset izleyenler, topluma, teslimiyeti öğretmeyenler daha sonrasında hakikatleri saklamak durumunda kalıyorlar. Anlatsalar rahat rahat konuşacaklar.
Hakikati gizlemek:
· Anlatmamakla, üstünü örtmekle olur.
· Başka meseleleri anlatarak zaman geçirmekle, meşgul etmekle olur.Mesela camilerde hiç içki fabrikalarının kurulması, Allah’ın hükümlerinin çiğnenmesi anlatılmıyor, ahlak adı altında sessizlik anlatılıyor. Başı belaya girmesin diye İslam’ın başını belaya sokuyor. Tevhidi anlatsa, belki anlattığı adam gidecek onun aleyhinde sağda solda konuşacak. O yüzden havadan sudan konuşuyor, şirin görünüyor.
Hakikati gizleyenlerden Allah (c.c.) o derece nefret ediyor ki, onlar için cehennemde ebediyen kalacak diyor.
Peki, Onlar neyi sakladılar: 163. Ayette temel madde olarak Allah’ın tek İlah olacağından bahsediyor.
Buna göre dini ilimleri öğretmemek haram mı oluyor?
Bazı alimler, ilmi ketmetmek haramdır demişlerdir. Ayrıca bunun karşılığında para almak da caiz değildir demişlerdir. Çünkü zaten öğretmek zorundasın, namaz kılarken para almadığın gibi bundan da para almazsın demişlerdir.
Aslında ayette kastedilen apaçık gerçeği anlatmaktır. Zaten tevhidi birkaç dakika içinde bir insana anlatabilirsin ve ücret de alamazsın. Oysaki dini ilimler yıllarca emek isteyen bir şeydir. Kişi ilimi herkese anlatmaya kalkışsa ve geçimi olmasa nasıl geçinecek? Herkes babadan zengin olacak diye bir kaide yoktur. Nitekim sonraki (Muteahhirun) alimler bu fetvayı değiştirmişlerdir.
Ancak davetçi böyle değildir. Davetçi daveti anlattı diye anlattığından para alamaz, ancak bu davetçinin işi gücü bu ise, hizmet ile iştigal ediyorsa ve hiçbir geliri yok ise o zaman bir miktar geçimlik almak durumundadır.
Rasulullah bir süre Hz. Haztice annemizin malı ile yıllarca hizmet etti. Sonra o mal bitince Allah savaş ganimetlerinden hissedar etti. Böylelikle Resulunu kimseye muhtaç etmedi.
Yani kişi hizmetinin karşılığında para almıyor, ama karnını doyurmak için birşeyler alabilir.
Ayette Yahudi ve Hıristiyanların ayetleri saklamasından bahsediliyor. Menfaat için saklıyorlar, bu başka bir şeydir, kişinin yıllarca eğitim vermeyi göze alamaması başka bir şeydir. Davayı ulaştırma zorunluluğu var, para almak şöyle dursun adam kovsa bile anlatmak zorundasın, ama mesela yıllarca fıkıh dersi verme zorunluluğu yok.
Ayette men edilen şey, menfaat için ayetleri saklamaktır, dini ilimleri öğreterek menfaat elde etmek ayrı bir konudur
Bir sahabi gelir ve peygamberimize: Ben kavmime 100 koyun verdim iman etsinler diye, onlar da iman ettiler. Peygamberimiz de koyunları geri al eğer dinden dönerlerse savaşırız.
Bu hadisi islami ilimleri öğretmenin parayla olamayacağına delil olarak gösteriyorlar ancak alakası yok. Tebliğ ile tedris (ders verme) farklıdır. Buradaki tebliğdir ve parayla olmaz. 2-1 SONU
2-2
Çocuk Emzirme (18. Ders)
Ayet:
Bakara 233. Anneler, (boşanmadan önce veya sonra doğan) çocuklarını emzirmeyi tamamlatmak isteyen (baba)lar için tam iki yıl emzirirler. Onların (annelerin) örf-âdete uygun (orta) bir şekilde yiyecek ve giyeceği, çocuğun (asıl) babasına aittir. Hiçbir kimse, gücünün yettiğinden fazlasıyla mükellef tutulamaz. Ne bir anne çocuğu sebebiyle, ne de çocuğun (asıl) babası, çocuğu sebebiyle (zoraki bir teklifle) zarara sokulmamalıdır. (Babanın ölümü durumunda) mirasçının sorumluluğuna düşen de babasının üzerindekilerin aynıdır. Eğer (ana baba) kendi aralarında rıza ve danışmayla (iki seneden evvel) çocuğu memeden kesmek isterlerse, kendilerine bir vebal yoktur. Çocuklarınızı (sütanneye) emzirtmek isterseniz, vereceğiniz (ücreti) örfe uygun şekilde ödemeniz şartıyla, yine üzerinize bir vebal yoktur. Allah’tan korkun ve bilin ki Allah yaptıklarınızı görmektedir. [bk. 65/6-7]
İzahı:
Allah (c.c.) çocuğun emzirmesinin tam 2 sene olmasından bahsetmektedir. Demek ki iki sene annesinden emmesi çocuğun hakkıdır. Babaya düşen vazife de annenin rızkını karşılamaktır.
Peki, boşanmışlar için de böyle midir? Boşanmış olanları kastetmiyorsa öyleyse söylenmiş olmasının ne gereği var diyen bir görüş vardır. (Hükümler ilerde)
Ayette hem anneye hem babaya zarar verilmemesini emretmiştir. Yani baba sana emzirmem başka kadına emziririm, ha sana ha ona para vermişim diyemez. Annesi de madem ben emzirdikçe nafaka vereceksin o zaman her şeyimi en lüksünden karşıla demesin.
Anne çocuğunu emzirmekten kaçınabilir mi? Ayet göre “kaçınmasın” denmiştir. (Hükümler ilerde)
(20:53 Anne babanla oturmam (burada kalmasınlar) diyen gelinin başındaki başörtüsü örtü değil çaput parçası (erkek kadını kapıya koysa haktır))
Kur’an Bu konuyu böylesine detaylı anlatıyor, çünkü insanların bunlara riayet etmeyeceğini biliyor, detayıyla anlatıyor, ayrıca insanın doğumundan ölümüne kadar hüküm koymuş oluyor. Doğuma da ölüme de devlete de herşeye de karışır. Bu kitap sadece namaz niyaz kitabı değil.
Bu ayetten önceki ayette boşanmayı anlatıyor. Bu ayette de annenin boşanınca çocuğunun mesuliyetinden kurtulamayacağını belirtiyor.
Ayette anneler tam (kâmil) iki sene çocuklarını emzirirler diyor: Haber vermek gibi görünse de bu aslında emirdir. Mesela namaz ayeti için onlar namazlarını kılarlar diyor. Aslında namaz kılmalılar emridir. Bunun gibidir.
Burada emir olarak gelmemesi kadının/annenin merhametine işarettir, yani anneler böyledirler zaten emzirirler diyor. Ama aynı şekilde emzirmeyen de emzirsinler demektedir. Yani emzirmeyen nasıl bir annedir.
Burada kâmil/tam iki sene denmesinin sebebi, kimisi 1,5 yıl emzirir de iki sene civarından emzirdim demesin diye tam iki sene olarak belirtilir. (Hocaefendi tam iki sene içmiş, annesi kesmek istemiş ama hocaefendi bırakmamış iki sene boyunca, iki sene bitince bırakmış [kendi tabiriyle hakkını almış J])
Modern tıp da tam iki sene demektedir. Geçmişte açılışı 6 ay ile yapmışlardı J
Ayette Baba değil de Mevlud-u Leh (Çocuk kendisine ait olan) deniyor:
Yani çocuklar soy olarak babaya aittir. Yani soyunu babadan alır. Çocukların ve çocukları emzirenin nafakası da bu nedenle babaya aittir. Evlat kendilerine aittir bilsinler ve çocuklarına baksınlar.
Zemahşerinin görüşü: Kadın çocuğu kocası için doğurmuş kabul edilirler. Ondan dolayı çocuk kendisine ait olan ibaresi kullanılmıştır.
Annelerden kasıt hangi annelerdir:
Görüşler 3 tanedir.
- Bir görüşe göre boşanan anneler kastediliyor. Yoksa adam neden çocuğu alıp sütanneye versin, ya da anneye / babaya zara vermek ifadesi neden kullanılsın demişlerdir.
- İmam Razi ve Kurtubi’nin görüşlerine göre bir arada olan anne babalardır. Boşanmış bir kadın çocuğunu emzirse sadece emzirme ücreti alabilir, yiyeceğini ve giyeceğini Allah erkeğe farz kılmazdı. Kocaya düşen kadının tüm nafakasını karşılamak değil, sadece emzirme ücretini vermek olurdu o halde bu ayette yiyecek ve giyecek gibi ihtiyaçlardan bahsediliyor o halde bunlar evlidirler. Demişlerdir.
- Bir başka görüşe göre tüm anneler içine girer. Çünkü ayette anne diyor.
Koca iki seneden sonraki emzirme parasını karşılamak zorunda değildir.
Çocuğunu akil baliğ olana kadar çocuğunun ihtiyaçlarını karşılamalıdır. Çocuk kendi çocuğudur.
Erkeğin kadına nafakayı ömür boyu ödeme gibi bir zorunluluğu yoktur. İddet süresi (3 ay kadar) boyunca bakar sonra ilişki biter.
Bu kadına da kötülüktür. Kadın nasıl olsa bana bakılır deyip dilediği zaman boşanabileceği düşüncesine kapılır ve evliliği devam ettirmek için bir çaba sarf etmeyebilir.
Dolaysı ile kadın böyle bir şey için mahkemeye başvuramaz, karar verilse bile onu alamaz (erkek kendi isteğiyle vermedikçe) helal olamaz. Erkek helal etmezse kadın ondan dolayı da hesap verir, ceza da görür. Kadın almaya devam ederse o erkeğin o paradan dolayı mahrum bıraktığı her kişinin (evlat, anne baba, diğer eşi) hakkını da kadın gasp etmiştir.
Erkek evlenerek hata mı etti yani. Ömür boyu besleyecek mi boşanınca. Evlenmesin zina etsin o zaman öyle mi?
Çocuğu Emzirmek Anneye Farz mıdır?
İmam malike göre evliyken farzdır. Fakat eğer kadın ayrılmış ise kocasından o zaman farz değildir. Emzirtmek babanın görevidir. Kadın emzirmek isterse babadan süt parası alır.
Cumhura göre bu ayette farziyet anlaşılmaz, emzirmeyince haram işlemiş olmaz. Emzirirse ayrıca ücret alamaz (aile hayatı devam ettiği sürece).
Çocuk Başkasından süt emmiyorsa annenin emzirmesi farz olur.
Çocuk bir sütanneden ne kadar emerse ya da kaç yaşında emerse sütannesi olur?
Cumhura göre iki sene içerisinde (iki yaşını doldurmadan) emzirirse süt akrabalığı oluşur, İmam azama göre 2,5 sene. Daha sonrasında emse dahi süt akrabalığı oluşmaz.
İmam Azamın delili Çocuğu taşıması ve emzirmesi “30 aydır”’dan kasıt ayrı ayrıdır. Bir kadın çocuğu 30 ay öncesinden de taşımış olabilir (bu mümkündür) demiştir. Tıbben iki sene evvel cima olup da doğurma işi 2 sene sonra olmuştur. Haliyle imam azam. Hamilelik 30 aydır ve ayrıdır, ayetteki 30 ay doğumdan sonraki 30 ayı kastetmektedir ve 2,5 yıl emzirmelidir demiştir (mantıklı J )
Cumhur ise 6 ayda da çocuk doğabilir, 24 + 6 = 30 şeklindedir dolayısı ile 2 yıldır denmiştir.
Süt emene baba, hala, nine şeklinde gider. Süt emdiği kadının aşağı ve yukarı doğru hepsi nikâhı haram olur. Ama süt emziren kadına çocuğun aşağısı haram yukarısı haram değildir. Yani çocuğun gerçek halası diğerine kardeş ve haram değildir.
Hanefilere göre 1 kere doyacak kadar emse (yani başını çeker devam eder çeker devam eder ama sonuçta doyar) süt evlat olur.
Şafii mezhebinde 5 defa emse süt evlat olur (Hz. Aişenin önceden 10 iken 5 e düştü rivayeti üzerine)
Cumhura göre 2 İmam azama göre 2,5 seneden sonra hiçbir şekilde sütannelik olmaz.
Çocuğun Nafakasının Tespiti:
Kocanın durumuna göre tespit edilir, zenginlik fakirlik durumuna göre tayin edilir. Kadın çocuğu emziriyorsa erkek kadının da giyeceğini ve yiyeceğini karşılar. Diğer türlü iddet süresi boyunca kadını karşılar.
Çocuk ergenliğe gelene kadar baba çocuğa bakar.
Allah kimseye gücünün yetemeyeceğini yüklemez, o yüzden nafaka da gücüne göre olmalı.
Baba ölmüş ise, Erkeğin akrabaları çocuğa bakmakla yükümlüdür, çocuk öldüğünde varisi kim ise onlar bakmalıdırlar. İmam azam ve imameynin görüşü. Yani kadına görev yok. (Mirasta kadına az verilmesinin sebeplerinden birisi de bu, kadına hiçbir maraf yüklenmiyor)
2-2- SONU
3-1
Talak (17. Ders)
Ayet
Bakara 228. (Bir veya iki kez) boşanmış kadınlar, kendi kendilerine üç aybaşı (veya üç temizlik) hali bekler (evlenemez)ler. Eğer Allah’a ve âhiret gününe inanıyorlarsa, rahimlerinde Allah’ın (önceki evlilikten bir çocuk) yarattığını gizlemeleri onlara helal olmaz. Bu (üç aylık) müddet içinde kocaları gerçekten barışmak isterlerse onları geri almaya yine kendileri hak sahibidirler. Erkeklerin, kadınlar üzerinde ma’rûf (meşru olan) hakları olduğu gibi, kadınların da onlar üzerinde (bazı hakları) vardır. Yalnız erkeklerinki onlara göre (aile reisliği ve görevleri bakımından hukûken) bir derece fazladır. Allah mutlak galiptir, hüküm ve hikmet sahibidir.
229. (Ric’î) boşama iki defa olabilir. Ondan sonrası ya iyilikle tutmak veya (geçinmek imkânsızsa tekrar birleşmeyip) güzellikle salıvermektir. Onlara verdiklerinizden bir şeyi, (geri) almanız size helal olmaz. Ancak erkek ve kadının, artık Allah’ın (evlilik hakkındaki) sınırlarını koruyamayacaklarından korkmaları (yani birlikte yaşama ümitlerinin kalmaması durumu) başka. (Ey hüküm vericiler!) Siz de onların, Allah’ın (evlilik hakkında koyduğu) sınırlarını ayakta tutamamalarından korkarsanız, o zaman kadının (aynen mihrini veya mihri kadar) fidye vererek boşanmasında (veya erkeğin, “hulu‘” denilen bir mal yani bir menfaat karşılığında karısını bâin talak ile boşamasında) ikisine de bir günah yoktur. İşte bunlar, Allah’ın sınırlarıdır. Sakın onları ihlâl etmeyin! Kim Allah’ın sınırlarını çiğnerse, işte onlar, zalimlerin ta kendileridir.
(Ric’î talak, bir erkeğin kendi karısını dönüşü olan/kesinlik ifade eden lafızlarla bir veya iki defa boşamasıdır. Her defasında bu şekilde boşadığı eşini, iddet (bekleme) müddeti olan üç ay bitmeden güzel bir söz veya bir hediye ile kendisine döndürebilir; fakat şahit bulunması sünnete uygundur (65/2). Bu müddet geçerse talak/boşanma bâin olur (kesinleşir) (bk. 2/231232). Bu âyette kadına da boşanma hakkı verilmiştir.) [bk. 4/128]
230. Eğer erkek, karısını (temizlik hallerinde bilinçli olarak açık, kesin lafızla üçüncü defa veya üç defa)[95] boşarsa, bundan sonra (artık evlilik bağı kopmuş olduğundan), kadın başka bir erkekle (şartsız ve hilesiz) evlen(ip karı koca hayatı yaşayıp da boşan)madıkça ona helal olmaz. O (ikinci koca) da bunu boşarsa, Allah’ın sınırları içinde duracaklarına inandıkları takdirde, (eski karı kocanın) tekrar birbirlerine dönmelerinde bir günah yoktur. İşte bunlar, bilip anlayan bir topluluğa Allah’ın açıkladığı (uyulması gereken) sınırlardır.
231. (Ey kocalar!) Siz kadınları (ric’î talakla) boşadığınız zaman, iddet müddetleri (olan üç ay hali)ni bitir(meye yaklaş)ırlarken, ya onları iyilikle yanınızda tutun veya güzellikle bırakın. (Yoksa mallarından dolayı) haklarına tecavüz etmek kastıyla, zarar vererek, onları (yanınızda) tutmayın. Kim bunu yaparsa kendisine yazık etmiş olur. Allah’ın âyetlerini alaya almayın! Allah’ın size olan nimetini, size öğüt vermek için indirdiği Kitab’ı ve (ondaki) hikmeti düşünün. “Allah’ın emrine uygun yaşayın/aykırı davranmaktan sakının, azabından korkun” ve bilin ki Allah her şeyi bilendir.
232. Kadınları (talâk-ı ric’î ile bir veya iki defa) boşadığınız zaman, iddet müddetleri sona erince (boşanma kesinleşir), artık aralarında örfe uygun (meşru) bir şekilde anlaştıkları takdirde onları (eski veya yeni) kocalarıyla nikâh(lanıp evlenmek)ten menetmeyin. İşte bununla, sizden Allah’a ve âhiret gününe inananlara öğüt verilmektedir. Böyle olması, sizin için daha iyi ve daha temizdir. (Bundaki faydayı) Allah bilir, siz bilemezsiniz.
Talak 1. Ey Peygamber! (Son çare olarak) kadınları boşayacağınız vakit, iddetleri içinde (âdet halinden temizlendikten sonra ve kendilerine yaklaşmadan) boşayın ve iddeti sayın (üç defa âdet görme veya temizlenmelerine kadar bekleyin). Rabbiniz Allah’a saygılı olup emrine uygun hareket edin. (Bu bekleme müddeti içinde, kadınlar evlenemezler. Siz de) evlerinden onları hemen çıkarmayın, kendileri de çıkmasınlar. Ancak apaçık bir hayasızlık (zina) ya da aşırı edepsizlik yapmaları hariçtir.[1] Bunlar Allah’ın sınırlarıdır. Kim de Allah’ın sınırlarını (çiğneyip) aşarsa, hakikaten kendine yazık etmiş olur. Nereden bileceksin! Bakarsın ki Allah, bu (bir veya iki defa boşama)dan sonra (bekleme müddetleri bitmeden aranızda) yeni bir iş (bir sevgi) meydana getirir (tekrar anlaşıp birleşme hâsıl olur).
2. Sonra (onlar, iddetleri için evde en fazla üç ay bekleme) müddetlerinin sonuna doğru vardıkları zaman, ya (dönerek) onları (nikâhınız altında) güzelce tutun, yahut güzellikle (haklarını vererek) onlardan ayrılın. (Eşinize tekrar dönerken veya son kez boşarken de) içinizden adalet sahibi iki şahit tutun. (Ey şahitler!) Siz de şahitliği Allah için yerine getirin. İşte Allah’a ve âhiret gününe inanan kimseye bununla öğüt verilir. Kim de Allah’a saygı duyup emirlerine uyarsa, (Allah) ona (selamete) çıkacak bir imkân sağlar.
3. Ona, tahmin etmediği yerden rızık verir. Kim de Allah’a güvenip dayanırsa, O, ona yeter. Şüphesiz ki Allah, emrini yerine getirendir. Allah, her şey için bir ölçü (bir sınır) koymuştur.
4. Âdet görmekten ümidini kesen (yaşlı) kadınlarınızın iddet (bekleme süre)lerinde eğer şüphe ederseniz, (bilin ki) onların da iddeti üç aydır.[3] Henüz âdet görmeyenler de öyledir. Hamilelerin de iddet müddetleri (doğurup) yüklerini bırakmalarına kadardır. Kim Allah’ın emirlerini yerine getirirse, (Allah) ona işinde bir kolaylık verir.
5. İşte bu (hükümler), Allah’ın emridir ki onu size indirmiştir. Kim de Allah’ın emirlerine uygun yaşar/aykırı davranmaktan sakınırsa, (O da) onun kabahatlerini örter ve onun mükâfatını büyültür/artırır.
6. O (boşadığınız kadı)nları (iddetleri bitinceye kadar) gücünüzün yettiği ölçüde, oturduğunuz yerin bir kısmında oturtun. (Çıkıp gitmeleri için) üzerlerine baskı yaparak, onlara zarar vermeye kalkışmayın. Eğer hamile iseler (doğurup) yüklerini bırakıncaya kadar onlara nafaka verin. Sonra eğer çocuklarınızı sizin hesabınıza emzirirlerse, onlara (emzirme) ücretlerini verin ve (bu hususta çocuğun yararı için) aranızda güzelce danışıp konuşun. Eğer (anlaşmakta) güçlük çekerseniz, (o zaman çocuğu, babanın) kendi (hesabı) için bir başkası emzirecektir.
İzahı
3 Ay veya 3 Temizlenme müddeti beklemesini istemesindeki amaçlar:
· Önceki erkekten hamile kalmadığından emin olmak içindir. Bugün testler mevcut olsa da bu hüküm değişmez, testlere güven olmaz, hile de olabilir.
· Yeni ayrılmış olan eşlerin birbirlerini artık kıskanmayacak, soğuyacak kadar beklenmesi. Kadın hamile olamayacak yaşta olsa bile gene iddet beklemesi gerekir.
· Kadın 3 talakta boşamamış ise iddet süresince geri alabilir. (bunu ahmet hoca söyledi ama ben derste bunu hatırlamıyorum J )
· İleriki konuda şu ayetten bahsediyor . “Eğer Allah’a ve âhiret gününe inanıyorlarsa, rahimlerinde Allah’ın (önceki evlilikten bir çocuk) yarattığını gizlemeleri onlara helal olmaz.” O zaman kadın; bazen başka bir erkek ile evlenmek için yalan söyleyebiliyor ben hamile değilim diye. Bu 3 aylık süre içinde kadının hamileliği anlaşılabilir.
Kadın Kocası ile anlaşamıyorsa:
Hükümler çoğunluğa göredir. Kadınlar genelinde tezcanlı oldukları için talak kadına verilmez.
Kadın hâkim/hakem kararı ile veya para karşılığında ya da erkekten müsaade isteyerek onun rızası ile kocasından boşanabilir.
Hâkim/Hakem kararları İslam’i kıstaslara ters olamaz, meşru sebepler ile karar verilebilir.
İslam’dan evvel sayıda sınır yok idi. Bazı erkekler sırf karısına zulüm olsun diye, önce boşuyor sonra iddet dolmadan geri alıyordu.
Eski kocalar geri almaya daha fazla hak sahibidir ifadesi:
Makal b. Nisar peygamberimiz zamanında kız kardeşini biriyle evlendirmiş, o kişi de sonra kızı boşamış. Makal da yemin ediyor sana bi daha kardeşimi vermeyeceğim diye. O kişi ise eşine geri dönmek istiyor. Bunun üzerine bu ayet geliyor.
Yani senin kardeşin, babasının kızı olsa bile hepsinden önce kocasının eşidir. 3 Talak olmadığı sürece, kadının rızası olmasa dahi erkek eşini geri alabilir.
Bain talak ile boşamış ise:
Bain Talak: Kinayi lafızlardır. Mesela babanın evine git ya da seninle işim bitti gibi. Eğer bu lafızlar ile boşamış ise ve niyeti 1 veya 2 talak ise
· Kadının rızası olması lazım
· Yeniden nikâh kıyılması lazım
· Yeniden mehir verilmesi lazım
Yeni nikâh kıysa da talak hakkı baştan başlamaz. Kaç talak kalmışsa o öyledir.
3’e niyet ettiyse geri dönüşü yoktur. Talak tamamlanmış demektir.
Rici Talak ile boşamış ise:
Doğrudan boşsun şeklindeki boşamadır. 1 veya 2 defa boşadıysa geri dönüş olur. 3 kez söylemiş ise geri dönüş olmaz.
1 veya 2 boşamada karısının rızasını almasına gerek yoktur, yeni bir nikâh veya mehire gerek yoktur.
Bu boşamaları yapmış ise hakkı da ona göre düşer. Yani 1 kere boşadıysa 2 hakkı kalmıştır. 2 defa boşanmış ise dönse dahi 1 hakkı kalmıştır. Yeni nikâh kıysa da hakkı baştan başlamaz.
Neden 3 Defa hak verilmiş ve kocalarına geri dönüş hakkı verilmiş:
Çünkü ayrılmak isterlerse ve boşama yapsalar dahi birbirlerini özleyebilir ve hatalarını anlayabilirler.
Erkek o dönemde bazı şeyleri daha iyi anlayıp dönüş isteyebilir.
Boşamadan ayrılmak mümkün ve daha mantıklıdır. Böylece hem talak hakkı gitmemiş olur hem de işin ciddiyeti anlaşılmış olur.
Çoğunlukla ayrılık gerçekleştikten sonra kişiler işin ciddiyetini ve zorluğunu anlayıp geri dönmek istiyorlar.
İslam, bu nedenle 3 talak hakkı vermiştir.
Kadınların erkekler, erkeklerin kadınlar üzerinde hakkı var ibaresi:
Peygamberimiz veda haccında:
Erkeklerin hakkı: Kadınların yabancı erkekler karşısında güzel elbiseler giymemeleri, onların karşısına çıkmamaları, konuşmamaları, kocalarından izin almaksızın herhangi bir yere gitmemeleri, eve yabancı erkek almamalarıdır
Ahzab 32. Ey peygamber hanımları! Siz, kadınlardan herhangi bir (kadın) gibi değilsiniz. Eğer ‘Allah’a saygı duyuyor/emrine uygun yaşamak istiyorsanız’ (yabancı erkeklere karşı) edalı ve cilveli konuşmayın. Sonra kalbinde bir hastalık (kötü duygu) bulunan kimse, umuda kapılır (ve kendine bir pay çıkarır). Sözü uygun (ölçülü ve ciddi) şekilde söyleyin.
Kadınların hakkı: Erkeklerin onları yedirmesi, içirmesi, giydirmesi, mesken ihtiyacını karşılamasıdır.
Başka hadislerde ise erkeklerin kadınlarına iyi muamele etmeleridir.
Böylelikle Kur’an birbirleri üzerinde hakları olduğunu söyleyip detayını belirtmemiş, sünnet bunu açıklamıştır.
Kadınlar üzerinde erkeklerin bir derece fazla hakkı olduğu ibaresi:
Bu, erkeğin kadından üstün olması değil, evde düzenin olması için erkeğe reisliğin verilmesidir.
Kadının erkekten daha iyi idare etmesi istisnadır, hüküm ekseriyete göre verilir.
Her kadın kontrolü ele alacak olsa bile, erkeğinin güçlü olmasını ister ve zamanla erkeğine olan sevgisi azalır ve yok olur. Kadınlar idare eden erkeğin yanında kendilerini güvende hissetmek isterler.
Ayetteki Şer-i Hükümler
Kadının İddet Süresi:
Hayız olan kadının iddeti 3 gur(temizlik) süresi.
Ayette geçen kadın baliğa, adet gören, kocası ile beraber olan kadındır.
Kocası ile beraber olmuş ise (cima), ya da beraber olabilecekleri bir mekânda kalmış ise yani tenhada yalnız kalmış iseler (halvet) o zaman iddet gerekir. Ama eğer halvet durumunda kadın oruçlu ise ya da hasta ise o zaman cima ve halvet olmamış sayılır.
Eğer kadın ile erkek halvet olmuş ama erkek elini sürmemiş dahi olsa boşandıklarında kadın iddet beklemek zorundadır, ayrıca mehrin de tamamını alır.
Sadece nikah olduğunda halvet ve cima olmamış ise mehrin yarısını alır.
Kadın hamile ise iddeti doğum yapıncaya kadardır, çünkü çocuk erkeğe aittir, başka bir erkekle evlenemez, doğumdan evvel çocuk düşerse iddet tamamlanmış olur.
Hiç ay hali görmeyen, adet olmayan küçük çocuk veya yaşlı kadın için ise 3 aydır. Kameri aylara göredir. Kamer ay 29 veya 30 gündür. İçinde bulunulan kamer ayalara göre hesaplanır. 87 ile 90 gün arasıdır.
Gur kelimesi hayızı da tuhuru(temizlik) da işaret eder bu nedenle ihtilaf vardır.
Cenab-ı Hak 3 Gur diyerek insanı araştırmaya teşvik etmiştir.
İmam Azam Ve İmam Ahmet’e göre 3 hayız:
· İddetten kasıt kadının hamile olup olmadığının ortaya çıkmasıdır. Bu da hayız ile ortaya çıkacaktır. O halde 3 gurdan kasıt 3 hayızdır.
· Bir rivayette peygamberimiz Fatma bint. Ebu Huşeyfeye demiştir ki, sen namazlarını gur günlerinde bırak. Namaz hayızda bırakıldığına göre o zaman gur hayızdır.
· Gene bir rivayette hamile kadın çocuğunu doğuruncaya hamile olmayan kadın da adet görünceye kadar onlarla cinsi münasebette bulunulmaz. Bu hadisten de bu anlaşılır diyorlar.
· Hamile olduğu halde ilk seferinde hayız gören kadınlar da olabilir. Ama 3 hayızda artık hamile olamayacağı kesinleşir. (2 Yıl boyunca hamile kalabilen istisnalar da vardı gerçi ama gözardı ediliyor)
· Allah teala Talak suresinde eşhur kelimesini hayız yerine kullanmıştır.
Talak 4. Âdet görmekten ümidini kesen (yaşlı) kadınlarınızın iddet (bekleme süre)lerinde eğer şüphe ederseniz, (bilin ki) onların da iddeti üç aydır. Henüz âdet görmeyenler de öyledir. Hamilelerin de iddet müddetleri (doğurup) yüklerini bırakmalarına kadardır. Kim Allah’ın emirlerini yerine getirirse, (Allah) ona işinde bir kolaylık verir.
Bu ayetten anlaşılıyor ki 3 aydır derken eşhur kelimesini hayız yerine kullanıyor. O zaman gur kelimesi de hayıza işaret ediyor.
· Akli delil: İddeti ay hali olarak kabul edersek 3 gur 3 hayız dediğimiz zaman 3 hayız tam olmaktadır. Ama 3 tuhur tam olmamaktadır. Erkek kadını tuhurda boşasa boşadığı tuhur sayılmayacak çünkü eksik olmuş olacak, nasıl ki bir saat eksik oruç tutsan olmaz tuhur da tam olmalı, hayızken de boşayamıyor o zaman bir tuhur daha beklemesi gerekecek. Tuhur baz alınır ise 100-120 gün arası kadının beklemesi gerekecek. Kadına neden bu kadar eziyet edelim demişlerdir.
· İbn-i Kayyım: “Allah’ın kendi rahimlerinde yarattığını gizlemeleri onlara helal olmaz” ibaresi ancak hayız ile anaşılır o zaman 3 hayız ile anlamamız daha doğrudur demiştir.
· Gene onların iddedi 3 aydır ibaresinden 3 ay halini kastetmiştir o zaman hayız kastedilmiştir.
Şafii ve Malikiye Göre 3 Tuhur:
Delili:
Ayette selase(t) diyor. Selasün, selasetün de olabilirdir. 3 ile 10 arası sayılarda (t)(müennes) geliyorsa ondan sonraki kelime müzekker olarak gelir. Demek ki gur müzekker ise o zaman tuhur kastedilmiştir.
Diğer delil Hz. Aişeden gelen rivayette de gurudan maksat temizliktir denmiştir.
Talak 1. Ey Peygamber! (Son çare olarak) kadınları boşayacağınız vakit, iddetleri içinde (âdet halinden temizlendikten sonra ve kendilerine yaklaşmadan) boşayın ve iddeti sayın (üç defa âdet görme veya temizlenmelerine kadar bekleyin). Rabbiniz Allah’a saygılı olup emrine uygun hareket edin.
Diğer delilde bu ayatte iddette (3 ay içinde) boşayın anlıyorlar. Hayız halinde ike kadını boşarsa yaptığı haram olur olarak yorumlanıyor. Madem ki bu haramdır hayızda boşamayacağına göre o zaman bu ayetteki kasıt tuhurdur.
“Eğer Allah’a ve âhiret gününe inanıyorlarsa, rahimlerinde Allah’ın (önceki evlilikten bir çocuk) yarattığını gizlemeleri onlara helal olmaz.” İbraresi:
Bazı âlimler bu ayette hamileliği kastettiğini söylemiştir. Yani başkası ile evlenebilmek için hamile değilim demesin. (Kadın o çocuğu diğer evleneceği kişiye mal edecek). Zaten 3 aylık süre de hamileliğin belli olması içindir.
Bazıları ise rahimlerindeki hayızı gizlemesin demişlerdir. Bir takım sebeplerden dolayı kimi kadınlar hayızlarını gizliyorlar.
Bazıları da diyor ki Allah her ikisini de kastediyor, her ikisini yapmak da mümkündür.
3-1 Sonu
3-2
Talakların Hükümleri
Rıc-i Talak’ın Hükmü:
Açık lafızla olan talakın hükmü iddet süresi içindeyken erkek karısına döner, karısının reddetme hakkı yoktur. İddet süresi biterse kadın isterse geri döner.
Bain Talak’ın hükmü:
İddet bekleme zorunluluğu yoktur. Kadın istemese dönmez.
Erkek karısına ben sana döndüm diyebilir, başkasına ben karıma döndüm sen de şahit ol diyebilir demese de şart değildir. Sözlü ya da fiili olabilir. Mesela karısını tutup sarılması, öpmesi, ya da evine dönüp orada yatması da olabilir. Cumhura göre böyledir. İmam şafiye göre sözlü olarak söylemesi gerekir, hareketi o arzuyu kastetmeyebilir.
Kişi 3 talakı tek seferde kullansa, “Sen 3 kez boşsun”, (Eliyle işaret ederek)”Sen böylesin, böyle boşsun” dese. Cumhura göre (ibn-i teymiye, ibn-i kayyim ve şiiler hariç) bu böyledir. Çünkü evlilik bir anlaşmadır ve manevi 3 ip ile bağlanmıştır. Bu ipi tek seferde de kesebilir ayrı ayrı da kesebilir. Bir cümlede “3” rakamını kullanarak 3 defada boşayabilir. Sahabenin tamamının da görüşü böyledir. 4 mezheb de bu meselede ittifak etmişlerdir. Ve 4 mezhebin ittifakları da zordur. Demek ki deliller kuvvetlidir.
ibn-i teymiye ve talebesi ibn-i kayyim ise bu kelimeleri 3 kere tekrar ederse boş olur demişlerdir. Yani “boşsun, boşsun, boşsun” dese o zaman talak 3 olur. Ama “3 defa boşsun” dese tek talak olur demişlerdir.
Delilleri:
· Tesbihatı örnek göstermişlerdir, kişi milyonkere milon subhanallah dese 1 kere zikretmiş olur demişlerdir. Bu kıyas yanlıştır. Çünkü tesbihat bir ibadettir. İbadetlerde zorluk esastır. Milyar kere milyar suphanallah diyen o kadar sevap mı alacaktır. Ama nikâh akdinin bozulması, bir malın satılması, bunlarda zorluk esas değildir. Bir kişi 100 evini 1000 arabasını tek kelime ile satabilir.
· Diğer bir delili lian ayetinde 4 kere yemin ettikten sonra 5 incü yeminde kendine lanet etmesi örneği. Burada aslında 4 şahit yerine 4 kere yemin ettiriyor.
· Diğer delil Tavus’ın ibn-i Abbas’tan 3 talakı 1 talak saydığına dair rivayeti var. (Yalnız bu rivayet zayıftır hüküm çıkarılmaz) İlerideki satırlarda rivbayette ibn-i abbasın aksi yöndeki rivayeti vardır.
· Abdullah ibn-i Ömer’in talakını hz. Peygamber 1 talak saymış ve geri dön demiş. Halbuki asıl rivayete göre Abdullah ibn-i Ömer bir talak yapmıştır.
Şiiler ise 3 kere boşsun boşsun boşsun dese de tek talak demişlerdir. 3 talak haram haram ise meşru olamaz demişlerdir. Halbuki haram olsa bile talak meşrudur.
İbn-i Abbas’a bir adam geldi ve dedi ki ben karımı 3 talakta boşadım bana bir yol göster. İbn-i Abbas sustu sustu ve sonra: Allah buyuruyor ki: “Kim Allah’tan korkarsa Allah ona bir çıkış yolu gösterir. Sen korkmadın boşadın, haram işledin, sana çıkış yolu yok dedi”.
Yani adama kolaylık sağlayacaksın diye hüküm değiştiremezsin. Şii değilsen cahil cahil konuşma!
İnsanlara dinlerini öğreteceğimize dini onlara uyduramayız.
Lafa geldi mi ibn-i teymiyeyi adam yerine koymazlar.
Peygamberimize bir adam geldi ve ya rasulAllah ben karımı 3 kere boşadım ama 3ü 1 biliyordum dedi. Peygamberimiz neyi kastettin. Ben 1 kereyi kastettim 1 kez boşamak için 3 kez denmesi gerekir sanıyordum dedi. Peygamberimiz “o zaman eşinin yanına dön demiştir”.
Gene kişi 3 kelimeyi 1 i tasdik amacıyla söylemişse, yani boşsun dese sonra o boşsunu tasdik için tekrarlasa, gene 1 sayılır.
Talakın Hüküm Açısından Çeşitleri:
Bid-i Talak: Haram olan tek seferdeki 3 talak.
Sunni Talak: Her temizlik döneminde 1 kez söylenen talak.
Ahsen Talak: Tek talak verir, iddet bitti mi herkes yoluna, isterlerse sonra gene birleşirler.
İcmanın En güçlüsü sahabinin icmasıdır. Hz. Ömer döneminde böyle bir talak oluyor ve Hz. Ömer geçerli kabul ediyor. Hz. Ömer 1i3 yaptılar diyorlar, hâlbuki Hz. Peygamber adamın sözünü doğru kabul ediyordu, o dönemde yalancılık yoktu. Hz. Ömer ise yalancılık başladı artık senin dediğine bakmam 3ü 3 sayarım. Hâkim direk 3ü3 kabul eder.
“Talak iki defadır” ibaresi nasıl anlaşılır
Bazıları demiştir ki meşru olan talak 2 defadır, 3.cüsü gayrimeşrudur. Tamamen ayrılmak olur. Artık dönülemez. Yani kastettiği geri dönülebilen talak ikidir. 1:20:42
Hulug ( Parayla Ayrılmak)
Kadının para vererek ayrılmasıdır. Cumhura göre bu talaktır, Hanefilere göre de talaktır, ayrıca bu talak bain talak sayılır. Gerekçeleri şu: Kişi kadınla ayrılırken para ödedi. Rücu talak sayılınca adam geri dönmek isterse kadının ödediği para boşa gitmiş olur. Erkeğin dönmesi için kadının rıza göstermesi lazımdır o halde Bain talak hükmünde olmalıdır.
İmam şafii’ye göre fesih sayılır. Fesih hiç yapılmamış demektir. Haliyle herşey sıfırlanmış olur. Talakta ise 1 hakkı gider 2 hakkı kalır.
3 Talak ile boşanma sonrası
Hangi çeşit talak (kinayi ya da rucü) olursa olsun 3 talak tamamlanmış ise kadın başkasıyla (anlaşmasız ve süre tayin etmeksizin) evlenip, yatağına girmedikçe eski kocasına geri dönemez.
Cima etmeksizin anlaşmalı evlilik yapan kişiye muhallel (helal kılan) denir. Peygamberimiz bu kişi için diyor ki “O Kimse Emanet alınan tekedir, Allah kocaya da muhallele de lanet etsin diyor”. Bu helal değildir. Bazıları geçerli ama mekruh (Hanefi), bazıları haram, bazıları da nikâh geçersizdir demişlerdir.
Geçersiz diyenlerin delilleri: Batıl diyen cumhurdur.
· Peygamberimiz bu nikâhı sahih görseydi koca ve muhallele de lanet etmezdi.
· Peygamberimiz sahih görseydi muhallile emanet alınan teke demezdi
· Bir hadiste bu tür nikâh için helal değildir ancak birinci kocanın arzusu ile yapılmış ise geçerlidir.
· Hz. Ömer diyor ki: Muhallil de gelse birinci koca da gelse ikisini de recmederim diyor.
· Abdullah ibn-i Ömerden gelen rivayetle: Kendisine bir şey soruyorlar ve bunun üzerine o muhallil nikâhıdır ve helal değildir. Biz peygamber döneminde bu tür nikâhları zina sayardık. Demiştir.
Talak’ın Hükmü
Bazen haram, bazen vacip, bazen mubah olur. Nasıl ki nikâh kimine vacip, kimine haram oluyorsa bu da böyledir.
Sahabe peygamberimize benim karım kendisine uzana eli geri çevirmez (Zinaya hayır demez). Peygamberimiz ise hemen boşuyor onu.
3-2 sonu
4-1
Kafirlerle dostluğun yasaklanması (22. Ders)
Ayet
Ali İmran 28. Mü’minler, mü’minleri bırakıp küfre sapanları/İslâm karşıtlarını velî, (hâkim, kumandan, hükümdar ve sırdaş) edinmesin. Kim bunu yaparsa, artık Allah’tan ona (yardım olarak bekleyeceği) hiçbir şey yoktur. Ancak onlardan (gelebilecek bir tehlikeden) korkup da sakınmanız (için zoraki dostça davranmanız ve Müslümanların aleyhine olmayacak hususlarda antlaşmalar yapmanız) hariçtir. Allah sizi, asıl kendisine karşı (gelmekten ve isyandan) sakındırır, dönüş ancak Allah’adır. [krş. 4/139-144; 58/22]
29. De ki: “İçinizdekini (küfre sapanlara/İslâm karşıtlarına karşı hissettiğiniz yakınlığı) gizleseniz de, açıklasanız da, Allah onu bilir. Göklerde ve yerde olanları da bilir. Allah her şeye kâdirdir.” [krş. 3/100]
30. O gün (kıyamet)te herkes, (dünyada) yaptığı her hayrı hazır bulacak, işlediği her türlü kötülüğü de… (Ama insan) işlediği (kötülük) ile kendi arasında uzak bir mesafe bulunmasını (onu görmemeyi) arzu edecek. Allah, sizi (azabını hak etmeyesiniz diye) kendisine (karşı gelmekten) sakındırıyor; Allah kullarına karşı çok şefkatlidir.
31. (Ey Resûlüm!) De ki: “Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Çünkü Allah çok bağışlayan ve merhamet edendir.”
(Âyet-i kerîmede Allah’ı tanımak ve bilmekten değil, O’nu sevmekten söz edilmektedir. Çünkü samimi sevgide, münâfıklık olmayıp yakın ilgi, alâka ve bağlılık vardır. Bundan dolayı bir şeye ne kadar ilgi ve alâka gösteriliyorsa, ona olan sevgi de o ölçüde demektir. Allah’ı sevmenin ölçüsü de O’nun emirlerini içtenlikle sevmek, yakın ilgiyle onları yerine getirmek, Resûlü’ne/onun sünnetine uymak ve onun prensiplerini örnek almaktır. İşte buna karşılık da yüce Allah, bizi seveceğini ve mağfiret edeceğini vaadetmektedir.) [bk. 3/164; 4/80; 7/158; 24/63; 33/21. Ayrıca Hz. Peygamber’in emrine aykırı davrananlar için bk. 4/14; 24/63; 33/36]
32. (Yine) de ki: “Allah’a ve Peygamber’e itaat edin.” Eğer yüz çevirirlerse (kâfir olurlar), şüphesiz ki Allah kâfirleri sevmez.
26. (Resûlüm!) De ki: “Ey mülk ve hâkimiyet sahibi Allah’ım! Sen dilediğine mülkü verirsin, dilediğinden mülkü çekip alırsın; dilediğini yükseltir, dilediğini de alçaltırsın; (her türlü) hayır yalnız senin elindedir. Şüphesiz sen her şeye kâdirsin.”
27. “Gece (saatlerin)den gündüze katar (gündüzleri uzatır)sın. Gündüz (saatlerin)den de geceye katar, (geceleri uzatır)sın, ölüden diri çıkarır diriden de ölü çıkarırsın, dilediğini de hesapsız rızıklandırırsın.”
Neden Müslümanlar kafirlerle dostluk kurarlar
Genellikle menfaat, mal mülk, dünyalık için. Bu nedenle Allah ayette bütün mülk Allah’ındır buyuruyor. Bazen Allah mülkü Müslümanlardan alır kafirlere verir, ama Müslümanlar bunu anlayamayıp yanlış hareket ediyorlar.
Kalem Suresinde
8. Artık (seni ve Kur’an’ı) yalanlayan (ve bu tavırda olan)lara itaat etme!
9. (Çünkü) Onlar arzu ettiler ki sen yumuşak davranasın da, (taviz veresin, şirk düzenlerine çatmayasın, uzlaşasın ve hoşlarına gidecek işler yapasın da böylece) kendileri de (sana) yumuşak davransınlar. [krş. 109/1-6]
10. Şunların hiçbirine boyun eğ(ip yakınlık göster)me: (Doğruya eğriye) alabildiğine yemin eden aşağılığa,
11. Daima (onu bunu) ayıplayana, hep koğuculuk için gezene,
12. Din adına yapılan hayrı/iyi olanı yapmaya daima engel olana, saldırgana, günaha dadanmışa, [krş. 18/ 28; 76/24]
13. Sert, kaba olana. Bundan başka (da) kötülükle (dine aykırı olanı yapmada) damgalı (ve soysuz kimse)ye,[2]
14. Malı ve oğulları vardır, (çevresi geniştir, güçlüdür) diye (boyun eğip yakınlık gösterme, izzeti ve ikbâli Allah katında ara). [bk. 35/10]
Nüzul Sebebi
- Sahabelerin bazılarının İslam’dan evvel Yahudilerle dostlukları var idi. Allah da bu dostluğu bitirmelerini istemişti çünkü İslam’a göre dostluk menfaate dayalı olmamalıdır. Bu ayetten dolayı ensar Yahudilerle dostluklarını bitirmişlerdir.
Dost 3tür: Benim dostum, dostumun dostu, düşmanımın düşmanı
Düşman 3tür: Benim düşmanın, dostumun düşmanı, düşmanımın dostu
İman hem sevgidir hem nefrettir. Allah’ın sevdiğini sevmedikçe, nefret ettiğinden etmedikçe kamil iman etmiş olmazlar.
Maide: Yahudi ve hıristiyanları dost edinmeyin, onlar birbirinin dostudur, sizden kim onları dost edinirse onlardandır.
- Ubade bin Samit peygamberimize gelmiş ve demiştir ki, benim Yahudilerden dostum çoktur, onlardan yardım isteyelim mi (hendek savaşı için)? Peygamberimiz de hayır demiştir. Bu ayet de inmiştir.
Ayette “…onlardan bir zarar gelmesi istisna demiş”
Ayette “… kim bunu yaparsa” demiştir. Kafirlerin ismini ikinci kez zikretmek bile istememiştir. O derece zelil görmüştür.
Ali İmran “… eğer onlara itaat ederseniz sizi gerişim geriye döndürürler”
Peygamberi peygamber olarak görmek tek başına iman değildir.
Bazıları Kur’an’a tarihselci yaklaşım sergilemiş ve o zamanki Yahudileri kastediyor şimdikiler değil diyorlar. Bu da Kur’an’ı ayrı bir tahrif biçimidir. Kâfir kâfirdir, Yahudi Yahudi’dir. Kaldı ki şimdi Yahudiler daha da azılı durumdalar. Onların dediği gibi olsa Tevrat ve incilin de değişmesi gerekmez miydi? Hala Allah 3tür diyorlar hala Süleyman a.s. büyücüdür diyorlar. Oysaki Ayet: “İşte siz böylesiniz, siz onları seversiniz onlar sizi sevmezler” demiştir. Allah hiçbir yerde böyle bir strateji göstermediği halde sen nerden böyle bir düşünceye kapılıyorsun.
Ey İman edenler sizden önce kitap verilenlerle, dininizi bir oyun ve eğlence yerine tutanları dost edinmeyin. (Maide)
Allah’a ve ahirete imn eden bir kavmin Allah ve Rasulune muhalefet edenlerle velevki babaları ve oğulları ve akrabaları olsa bile dostluk kurduklarını göremezsin (Mücadele)
Küçük kafalar kişileri, orta kafalar olayları büyük kafalar fikirleri konuşur
Küçük kafalar mala ırka, orta kafalar makama, büyük kafalar takvaya bakar.
Mesela adam Fenerbahçeli, kafir olsa bile adamı seviyor.
Şer-i Hükümler:
Savaşlarda Kafirlerden Yardım İstemek Caiz mi?
İmam Malik’e göre bu ayet ve Ubade İbn-i Samitten gelen rivayete göre caiz değildir.
Ayrıca Hz. Aişeden rivayetle: Hendek savaşında bir müşrik geldi ve dedi ki size yardım edeyim mi? Efendimiz her gelişinde (3 kere) sen Müslüman oldun mu. hayır diyor ve en son biz kâfirlerden yardım istemeyiz diyor. En son Müslüman oldum diyince yardımı kabul ediyor.
Hanefi, Hanbeli ve Şafi mezheblerine göre iki şartla caizdir.
- Onların yardımına gerçekten ihtiyaç var ise.
- Onlara güveniyorsak.
Peygamberimizin bir savaşta kaynuka Yahudilerinden yardım alıp ganimet verdiğini delil göstermişlerdir.
Gene Saffan b. Umeyye (Kendisi Yahudi) den borç almıştır (Savaşta Techizat için).
Cumhuru Ulema Malikilerin dayandığına Tevile gitmişlerdir.
Hendek savaşında yardıma ihtiyacı olmadığı için yardım almamıştır dedi. Savunma savaşı olduğu için.
Ubade bin sabit için ise de ihtiyaç vardı, güven olmadığı için almadı demiştir.
4-1 sonu
4-2
Takiyye
Ayetten çıkan 2. Anlam takiyedir. “Onlardan sakınmak için başka…”
Takiyye: Lügatta Korunmak demektir.
Fıkıhta ise:
İbn-i Abbas’a göre: Düşmanın şerrinden korkan bir Müslüman kalbi iman ile dolu olduğu halde dil ile küfür söyleyebilir.
2 Şeyde takiyye yapılabilir: Birisi ölümden kurtulmak diğeri ise malını korumak için. Takiye yapan kişi günaha girmiş olmaz.
Bazı âlimler tehlikeli bir durum var ise (doğrudan tehdit edilmese de tehlike riski var ise) dinini de gizleyebilir demiştir. Peki, bunun sınırı nereye kadar?
Tavır koyduğunda uzvu zarar görecek ise gene takiye caizdir.
Ebu Derda: Kalbimiz onları lanetlerken yüzümüz onlara güler. Demiştir.
Zaruretler haramı mübah kılar. Zaruretler de ölçülü olmalıdır. Ne kadar zaruret ise o kadar haram.
Mesela ölmeyecek kadar domuz eti yemek gibi.
è Müslüman memleketinde yaşayıp kafirlere takiye yapmak caiz değildir. Zulme de karşı koymalıdır.
è Takiye Müslümanların aleyhine değilse caizdir. (Mesela biz amerikaya yardım etmesek Amerika eknomomizi batırır diyip de amerikanın ırakı bombalamasına izin veremeyiz.)
Hariciler takiye haramdır derler. Şiiler birçok yerde takiyeyi vacip görürler. Hatta ehli sünnete bile caiz görürler. Hariciler tefrite, şiiler ifrata gitmişlerdir.
Ehlisünnet tavır koymayı vacip takiyeyi caiz görmüşler, şiiler ise takiyeyi vacip görmüşlerdir.
İmkân var ise öncelikli hareket hicret olmalıdır.
Zaruretler haramı mübah kılar ama şartları var. Mesela başkasını öldürmen için ölümle tehdit etseler ya da bir kadına tecavüz etmen karşılığında hayatını bağışlayacak olsalar ölüme razı olacaksın.
İmanın alameti faydana da olsa zararına da olsa doğruluğu tercih etmendir. (Hz. Ali)
Bazı âlimler malı korumak için takiyenin caiz olmadığını söylemiştir.
Takiye İslami hareket metodu olarak benimsenemez. Takiye kendini kurtarmadır.
Bir kişi için caiz olan bir şey cemaat için de caiz olacak diye birşey yoktur.
Mücahit’ten gelen bir rivayete göre takiyenin İslam’ın zayıf olduğu dönemde caiz güçlendiği dönemde ise caiz değildir demiştir.
Kâfirleri İslam devletinde çalıştırmak caiz midir?
Caizdir ancak önemli makamlara getirmek caiz değildir. Çünkü kâfir Müslüman’ın velisi olamaz. Ayetteki evliyaullah kelimesi hem dost hem de veli manasına gelir.
72. İman edip de hicret edenler, Allah yolunda (İslâm’ı savunma ve onu hayata hâkim kılma uğrunda) mallarıyla, canlarıyla cihad edenler ve (muhacirleri) barındırıp yardım edenler var ya, işte onlar, (şimdilik mirasta)[20] birbirinin velîleridir. İman edip de hicret etmeyen (müşriklerle yaşayan)lara (gelince), hicret edinceye kadar sizin için, onlara velî olmak (ve miras bırakmak) diye bir şey yoktur. Eğer onlar din hususunda sizden yardım isterlerse, sizinle aralarında antlaşma bulunan bir kavme karşı olmamak şartıyla (onlara) yardım etmek size borçtur. Allah işlediklerinizi hakkıyla görendir.
73. İnkâr edenler de birbirlerinin velîleri (dost ve yardımcıları)dır. Eğer siz de (dostluk ve yardım hususunda bunu) yapmazsanız, yeryüzünde büyük bir fitne ve büyük bir kargaşa olur.
74. İman edip de Allah yolunda cihad edenler, hicret edenler ve (hicret eden mü’minleri) barındıranlar ve yardım edenler var ya, işte gerçek mü’minler onlardır. Onlar için mağfiret ve bol rızık vardır. [bk. 9/100; 59/8-9]
75. Sonradan iman edip hicret edenler ve sizinle beraber cihad edenler(e gelince): Onlar da sizdendir. (Fakat) Allah’ın Kitabı’na göre, hısımlar (mirasta) artık birbirlerine daha yakındır. Hiç şüphesiz Allah her şeyi hakkıyla bilendir. [bk. 9/100; 59/10]
Kadınların örtünmesi ve yabancı kadınlara bakmanın hükmü (46)
Ayet
Nur 30. Mü’min erkeklere söyle, gözlerini (harama istekle bakmaktan) sakınsınlar ve mahrem yerlerini (ırzlarını) korusunlar! Bu onlar için daha temiz (bir hareket)tir. Hiç şüphesiz Allah, onların yaptıklarından haberdardır.
31. Mü’min kadınlara da söyle: Gözlerini (harama istekle bakmaktan) sakınsınlar, mahrem yerlerini korusunlar. Ziynetlerini/ziynet sayılan yerlerini meydana çıkarmasınlar/göstermesinler. Ancak (kendiliğinden) görünen (el, yüz) bu emrin dışındadır. Başörtülerini, yakalarının üstüne kadar (boyunlarını örtecek şekilde) koysunlar.[9] Ziynet (ve ziynet sayılan yer)lerini kendi kocalarından veya babalarından veya kocalarının babalarından veya kendi oğullarından veya kocalarının oğullarından veya kardeşlerinden veya kardeşlerinin oğullarından veya kız kardeşlerinin oğullarından veya kendi (mü’min)[10] kadınlarından veya ellerinin altındaki sahip oldukları (cariyeleri)nden veya kadına ihtiyaç duymayan (tamamen şehvetsiz) erkek hizmetçilerinden veya kadınların mahrem yerlerini henüz anlamayacak çocuklardan başkasına aç(ıp göster)mesinler. Gizledikleri ziynetlerinin bilinmesi için ayaklarını vurmasınlar. Ey mü’minler! Hepiniz Allah’a tevbe edin (ve emirlerini yerine getirin) ki kurtuluşa eresiniz. [bk. 33/32-34, 59]
İzahı
Ayette geçen “yehuddu” kelimesi kirpiği, kirpiğin üzerine koymak yani gözü yummak demek.
Nüzul Sebebi
- Bir adam bir kadına bakmış ve bir yere çarpıp burnunu kanatmış. Peygamberimize gelmiş ve peygamberimiz ona sen cezanı çekmişsin demiş. Sonra da bu ayet inmiş.
- Esma Binti Mirsed isminde bir kadın sahabenin kadınlar yanına gelirler v eğelen kadınlar biraz kötü giyinmiş. Esma Binti Mirsed r.a. onlara kızmış ve “ne biçim giyiniyorsunuz siz kendinize kıymet vermiyor musunuz?” demiş. Önceleri asil kadınlar daha çok örtünürdü. Zaten cariyelere örtü farz kılınmamış. Kendisine kıymet veren bir kadın kendisine herkesin bakmasını istemez. Bu ayet de bu olay üzerine nazil oluyor. Allah ayetini göndermek için toplumun istemesini bekliyor.
Hüküm
Kadının örtünmesi hem günah kazanmaması hem de kadın ver erkeğin huzurlu olması için gerekir.
Her baktığında kalbindeki huzur eksilir.
İmtihandan kurtulur.
Açılan Kadının kıymeti kalmaz
Sürekli açıklılık Şehveti öldürür.
Vücut Allah’a istediği yerini kapatır, istediği yerini açar.
Başörtüsü hem bakan erkeğe hem örten kadına Allah’ı hatırlatır, kadının üzerinde Allah’ı hatırlatan bir şey olması lazım. Kadının cazibesini kadının üzerindeki bir şey engellemeli.
Mevdudinin Hicab kitabı okunsun
Ayette Önce gözlerini yumsunlar sonra ırzlarını korusunlar diyor
Eğer bakarsan zinaya gidersin. Göz hayır da olsa şer de olsa kalbe ulaştırır.
Ziynetlerini açmasınlar ibaresi
Alimlerin bir kısmı ziynetin yerini olarak yorumlamışlardır. Gerdan, göğüs, kol gibi.
Bir kısmı da hem ziynet yerlerini hem de ziynet eşyalarını, altın takı vs. gibi.
Süslü elbiseler de ziynet olarak anlaşılabilir.
Ziynetlerini belli etmek için ayaklarını yere vurmasınlar ibaresi
Eskiden halhal takarlarmış. Topuklu ayakkabı da böyle anlaşılabilir.
Gözün haramdan korunması: kalbin nurlanması, ferasetin güçlenmesi, şeytana kapıların kapatılması, psikolojik sıkıntılardan kurtulmak, işinde başarılı olabilmek, namusunu korumak, cenneti kazanmak ve Allah rızası için gereklidir.
5-2
Peygamberimiz buyurdu ki ya Ali kadınları gördüğün zaman iki defa bakma, ikincisi haramdır. (Hadis)
Ademoğluna zinadan pay yazılmıştır, bakmak gözün, konuşmak ağzın ……. İnsan nefsi bunu arzu eder. Namusu ise ya bunu tastik eder ya da yalanlar. (Hadis)
Gözünü haramdan sakınanlara az sonraki namazında lezzet verilir. (Hadis)
Kadının kadına karşı avreti, Erkeğin kadına karşı avreti, Erkeğin erkeğe karşı avreti
Hepsi için göbek ve dizkapağı(dahil). Maliki mezhebinde erkeğin dizkapağı kısmı namazda avret sayılmamış. Cumhura göre namazda da avrettir.
Ölünün avret yerine bakmak da haramdır.
Kadnın, erkeğe karşı avreti.
Şafii ve Hanbelilere göre baitan tırnağa kadardır. Hanbelilerde tırnak da dahildir.
Hanefi ve malikilere göre el ve yüz hariç tüm vücut avret mahalidir. (Ayetteki “Görünen kısımlar müstesna ibaresinden dolayı”) ancak el ve yüzde süslenme, makyaj olmayacak. Ayrıca fitne dönemi de olmaması şartı ile.
Hanefi ve Malikilerin Delilleri:
“Kadınlar ziynetlerini göstermesinler ancak ondan görünen hariç…” ibraresinden. El ve yüzün konuşmak, yemek vb. işleri yapmak için normalde açık olduğunu söylemişlerdir.
Hz. Esma r.anha (Hz. Aişenin kız kardeşi) ince bir elbise ile gelmiştir. Peygamberimiz ona dedi ki “Bir kız buluğa erdiği zaman el ve yüz dışındaki bütün tarafları kapatması gerekir” (Zayıf hadis)
Kadın hacda ihramlı iken ve namazda iken yüzünü kapatamaz, madem ki orada öyle o zaman normal zamanda da kapatmayabilir.
Not: Farz da haram da iki türlüdür. Li aynihi: kendinden farz/haram ve li ğayrihi: kendinden farz/haram olmayıp harama/farza götüren.
Şafii ve Hanbelilerin Delili
A) Görünen kısımdan kasıt el ve yüz değil rüzgarın veya istemdışı açılan yerlerdir demişlerdir.
o Ayetin baş kısmında iradi olarak açmasınlar dediğine göre son kısmında da iradi olması lazım. Rüzgâr ise iradi değildir. O zaman ayette kastedilen bu olamaz.
o Ayrıca Kendinden açılan değil, kendinden görünen diyor. Yani zaten ortada olan birşeyi kastediyor.
B) Ziynetin en güzeli yüzdür, o zaman yüzün de kapanması lazım
o Yüz ziynettir ama her ziynet kapatılacak diye bir şey yok.
C) Bir ayette buyuruyor ki “Peygamberin hanımlarından bir şey isteyeceğiniz vakit perde arkasından isteyin” denmekte. Bu ayeti tüm Mü’min kadınlar için değerlendirmişlerdir.
o Halbuki tüm Mü’min kadınlar için denmiş olsaydı Ahzab suresindeki başka bir ayet gibi olmalıydı “Eşlerine ve Mü’min kadınlara söyle…”
o Dense ki neden peygamber eşlerine deniliyor. Çünkü peygamber eşleri özeldir. Onlarla evlenmek bile yasaktır, ve ayette onlar için siz diğerlerinden farklısınız demekte.
o Ayeti Mü’min kadınlar için anlarsak, bu çok zor olur. Çarşı pazara dahi çıkamazlar.
D) Hadiste peygamberimize sordular: “Bir kadını aniden gördüğümüzde ne yapalım” peygamberimiz “Yüzünüzü çevirin demiştir”
· Bu hadis delil olamaz, çünkü Burada Yüz konusu geçmiyor, ayrıca bakan kişi yüzüne mi bakıyor vücuduna mı bakıyor.
E) Peygamberimizn Hz. Ali’ye ikinici bakış haramdır. Demesi
· Burada da gene “Yüz” ibaresi yok
F) İbn-i Abbas’tan rivayetle Kurban bayramı gününde peygamberimiz, Fadl b. Abbas’ı terkisine bindirmiş o sırada bir kadın soru sormak için gelmiş ve kadının yüzü açıkmış ve Fadl b. Abbas ile bakışmışlar. Peygamberimiz Fadl b. Abbas’a bakma demiş.
· Bu hadisler onların lehine değil aleyhine delildir. Çünkü yüz kapatmak farz olsa kadına yüzünü kapat derdi.
G) Akli delil: Saç haram kılınmış ise yüz nasıl haram olmaz.
· Evet doğru ama, saçın açık olması çoğu zaman gerekmezken yüzün açık olması çoğu zaman gerekir.
· Yüzü örtmek saçı örtmekten daha zor.
Sabuni Şafii ve Hanbelinin görüşlerini daha kuvvetli bulmuştur.
Şafii ve Hanbeliler Namazda ve Hacda yüz örtmenin meşşakatli olacağını söylüyorlar. Bu nedenle buralarda vacip değil diyorlar.
Ziynet Meselesi:
Tabii Ziynet: İnsanın vücudu
Suni Ziynet: Takılar ve makyajdır.
Ziynetin Mahalli zaten haramdır. Ancak Suni ziynet de haramdır. Mesela elbisenin üstüne altın kolye taksa bu haramdır. Kadının elinde bir yüzük var ise sıkıntı yok ama dikkat çekecek derecede 3-5 tane takmış ise gene haramdır.
Peygamberimizi sormuşlar: Kocanın erkek akrabaları için bizim yanımıza girip çıkıyorlar demişlerdir. Peygamberimiz o ölümdür demiştir.
Ziynet/Avret Kimlerin önünde açılabilir.
Koca için avret mahali yoktur.
Baba ve dedeler, kayınbaba, torunlar, oğullar, kardeşler (sadece anne ve sadece babadan da olabilir), Amca, Dayı: Diz kapağının altı, sırt, saç.
Sağ ellerinin sahip olduğu olduğu hariç ibaresi:
Köle ve Cariye olarak değerlendirilmiştir.
Şafilere göre: Kölesine ziynet kısmını gösterebilir çünkü kölesi ile evlenemeyeceği için. (Halbu ki köle için geçici haramlık vardır, azad olduğu zaman evlenebilir, o zaman bu delil olamaz)
Hanefilere göre: Erkek köleye gösteremez. Çünkü geçici haramlık vardır.
Tabiinin bir çoğu burada cariyelerin kastedildiğine kanaat getirmiştir.
İbn-i Abbas’a göre erkek kölelere ancak saçını gösterebilir.
Ekseriyet, Hanefiler ve İbn-i Abbas gibi düşünür.
Kendi kadınları ibaresi:
Ekseri ulemaya göre Müslüman kadın Müslüman cariyeye. Cumhur ulemaya göre Müslüman kadın kâfir kadının yanında başını dahi açamaz.
Bir kısım ulema ise Zımmi kadınlar olarak nitelendirmiştir.
Mevdudi Diyor ki: Kendi kadınlarından kasıt, akrabası, yakınları, sürekli çalıştıkları, tanıdığı kadınlar.
Kadına İhtiyaç Duymayan Erkekler ibaresi
Yaşlanmışlar, kadınları anlayamayan oğlan çocukları (maksimum 8-9 yaşına kadar), kadına arzu duymayan hadım ya da çift cinsiyetliler (hünsa).
Kadının sesi avret mi?
Bu ayetten (halhal) dolayı avrettir diyenler olmuştur. Bu halden kasıt tahrik eden sestir. Kadının normal konuşması değil, nağmeli konuşması, tahrik edici konuşması haramdır. Karşıdakine bir şey umacak şekilde konuşması da haramdır.
Kadının sesi avrettir diyenler, kadının ezan okuyamacağını delil saymışlardır. (Ancak bu bir delil sayılmaz çünkü, normalde kadının ezan okunmasına mekruh denmiş çünkü ezanda makam var)
Diğer delil: Namazda şaşıran imama erkekler suphanallah derler, kadınlar ise sağ elini sol elinin üstüne vuruyor.
Kadını hatırlatan kokular haramdır
Bir hadiste “Koku sürerek erkeklerin yanından geçenin hükmü de zani (göz zinası)dir” denmiştir.
3 şey yapan vardır ki onlar kkyamet günü cennetin kokusunu dahi alamazlar. Biri de erkeğe benzemeye çalışan kadındır.
Son 10 dakikayı dinle